TR | EN

Medyada Rüya

 

RÜYA (2016): MERKEZİYETÇİ TEKNOKRAT DESPOTİZMDEN BİÇİM BERRAKLIĞINA YOLCULUK

Rüya, Derviş Zaim’in en yenilikçi ve en olgun filmlerinden birisi. Filmin senaryosu tekrar ve varyasyonla inşa edilmiş. Filmin baş karakteri olan Sine’nin dört farklı oyuncu tarafından canlandırılması, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Türk modernleşmesine cevabı olan “devam ederek değişmek, değişerek devam etmek” anlayışından mülhemdir. Aynı karakteri canlandıran farklı oyuncuların dramatik yapı gereğince tekrar eden olaylarda farklı reaksiyonlar vermesi, Sine’nin de birkaç sahnede tekrar ettiği “değişmek istiyorum” cümlesinin vücut bulmuş halidir. Film, karakterin farklı varyasyonlarını değiştirerek devam ettirir devam ettirerek değiştirir. Burada geleneğin nasıl devam ettirilmesi gerektiğine dair de bir gösteren barındırır film.
Tanpınar, kültürün bir “uzviyet” olduğunu düşünüyordu. Yani kültür parçalanamaz bir bütündü, bir vücut gibiydi. Bu düşünce Yahya Kemal’de “imtidat” mefhumu ile açıklanır. İmtidat bir nevi Henri Bergson’un “duree” anlayışı gibidir. Filmin senaryosu da bir organizma gibi döngüsel bir şekilde sürekli tekrar ederek geçmiş ve geleceği “an”da buluşturur. Film metni belirli bir çizgide ilerlemek yerine tıpkı vücudun kan dolaşımı gibi daireler çizerek başladığı noktaya geri döner. Derviş Zaim’in tekrar ve varyasyonlarla kurulu senaryo kurgusu ister istemez Geleneksel İslam Sanatları’ndaki “tenevvü” yani çeşitleme prensibini akla getiriyor. Mesela Klasik Türk Edebiyatı’nı incelediğinizde şairlerin aynı hikâyeyi anlatmaktan (tekrar) ictinâb etmediklerini görürsünüz. Bilakis “tekrar” klasik şiirde neredeyse bir zorunluluktur.
Filmin başkarakteri Sine, filmde iki ayrı soy isimle anılır: “Yemliha ve Yolcu”. Yemliha Ashab-ı Kehf ehlinden birisinin adı olarak bilinir. Zaim’in, filmlerinde karakter isimlerini bir sembolizyon olarak kullandığı malum. Burada Ashab-ı Kehf’in zamanda yolculuk eden bir grup olduğunu düşünürsek -ki Yolcu soy ismi ile de yönetmen bu anlayışı pekiştirmiştir- Sine’nin geçmişten geleceğe uzanan bir uzviyet olduğunu anlayabiliriz. Aslında Sine’nin bir Türkiye alegorisi olduğunu iddia etmek bile mümkün.
Kürşat Saygılı, Cinerituel.com

Alıntıdır, yazının tamamı için​ lütfen tıklayınız​.


DERVİŞ ZAİM’İN YENİ FİLMİ ''RÜYA'' HAZIR

Yapımcılığını Yeşil Film’in üstlendiği “Rüya “ filmi vizyona girmek için gün sayıyor.

Senaryosunu ve yönetmenliğini Derviş Zaim’in üstlendiği Rüya filminin başrollerini Gizem Erdem, Ebru Helvacıoğlu, Dilşat Bozyiğit, Gizem Akman, Mehmet Ali Nuroğlu, Enis Arıkan, Murat Karasu ve İbrahim Selim, Osman Alkaş, Ayşe Lebriz, Murat Kılıç, Atılay Uluışık, Nadi Güler, Zafer Altun gibi başarılı oyuncular paylaşıyor.

Mimari sanatını genç bir kadın gözünden anlatan Rüya filmi, Derviş Zaim’in dokuzuncu uzun metrajlı sinema filmi olma özelliğini de taşıyor. Filmde, gelenekten ve tarihten devraldığı mirası taşımaya çalışan; bir yandan da süreklilik içinde değişerek hayata devam etmenin peşinde olan bir mimar kızın hikayesi anlatılıyor. Ne var ki mimar kız günümüz İstanbul’unda hayallerini gerçekleştirmek üzere uğraşırken kendini sürükleyici bir suç hikayesi içinde buluyor.

TC Kültür Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü katkılarıyla Sarten A.Ş., sponsorluğuyla gerçekleştirilen Rüya filmi festival sürecini tamamladıktan sonra vizyona girecek. Rüya, Derviş Zaim’in geleneksel sanatlara olan ilgisini devam ettirdiği bir özelliğe sahip olmasının yanısıra aynı zamanda Zaim’in doğa üzerine gerçekleştirdiği filmler dizisine de ayrı bir katkı sunuyor. Bu anlamda Rüya filmi, Derviş Zaim’in geleneksel sanatlardan esinlenerek yaptığı filmler ile doğa üzerine eğilen filmlerinin bir ortak paydada buluşmasını temsil ediyor.

Sinopsis

Sine, amcası Rüstem Bey’in mimarlık ofisinde çalışan genç, akıllı bir mimardır. Aslında bir enstalasyon-performans sanatçısı olmak amacındadır ama sanat galerilerine yaptığı proje başvuruları reddedilir. Bu hayal kırıklığı sonrası Sine’nin hayatı yavaş yavaş sanat galerisi için gerçekleştirmeyi arzuladığı performanslardan birine dönüşmeye başlar.

Esasında Sine’nin hayatını idame ettirmek için mimarlığa devam etmek dışında fazla seçeneği yoktur. Giderek ofisteki mimarlık işlerinin içine yuvarlanır. Hatta amcasının banka kredisi alabilmesi için ona kefil olmayı kabul etmek zorunda bile kalır. Yaşadığı huzursuzlukların etkisiyle Sine geceleri uyuyamamaktadır.

Bu zor süreçte amcası mimarlık ofisini mali bunalımdan kurtarmak için yeni iş olanakları yaratmaya çalışır. Hatta kanuni açıdan riskli ilişkilere girmeye bile cesaret eder. Aynı şirkette mimar olarak çalışan genç ve girişken mimar Hakan, şirket için bu tarz sevimsiz işleri ayarlayan kişidir. Hakan Sine’ye ilgi duymaktadır.

O karışık ortamda mutlu olacağını düşündüğü bir iş Sine’nin ayağına gelir. Amcasının ofisi, geçmiş senelerde küçük bir dernek için İstanbul’un varoşlarına bir toplu konut projesi yapmıştır. Dernekte çalışan Yaren adlı genç adam Sine’yi bulur. Toplu konutlarya yakın küçük bir camiye ihtiyaç duyduklarını anlatır. Hatta eğer isterse mimari açıdan kendini gösterebileceği farklı bir cami tasarlayabileceğini de söyler. Bu yeni öneri Sine’yi heyecanlandırır. Nitekim yeni tarzda bir cami tasarımını Yaren’e sunar. Yaren yeni tasarımı beğenir. Bu gel gitler ortasında Sine ile Yaren arasında belli belirsiz bir yakınlık olduğunu fark ederiz. Hakan Sine’nin Yaren’le görüşmelerini ve yaşadıkları yakınlığı kıskanmaya başlar. Sine Hakan’a Yaren’le aralarında bir şey olmadığını belirtir.

Yaren’in mahallesi için tasarlanan yeni tarz cami inşaatı başlar. Ancak büyük çaplı bir yer kayması nedeniyle inşaat yarım kalır. Yer kayması dernek üyelerinin bazılarının konutlarının çökmesine de yol açar. Yaren ve arkadaşları mimarlık – müteahhitlik firmasını bu nedenle mahkemeye verirler. Ne var ki firma mahkemede suçsuz bulunur. Felaketzedeler kızgınlık içindedir. Sine kendini onlara affettirmek ister. Ziyaretlerine gider. Ancak Sine’ye biraz hoyrat davranırlar. Amca olayı öğrenir. Felaketzedeleri kıza şiddet uyguladıkları gerekçesi ile polise şikayet eder. Bu şikayet Sine’nin karşı çıkmasına rağmen gerçekleşir ama ok yaydan çıktığı için Sine sevimsiz gelişmeleri durduramaz. Polis, dernek üyelerini ve Yaren’i gözaltına alır.

Sine devam eden uykusuzluk rahatsızlığı nedeniyle uyku hastalıkları kliniğine yatar. Yedi uyuyanlar menkıbesini (efsanesini) hatırlatan bir rüya görür. Ertesi sabah klinikte uyandığı zaman fiziksel olarak değişmiş, başka bir kıza dönüşmüştür. Sine şimdi fiziki değişime uğramadan önce yapmak isteyip de yapamadığı şeyleri gerçekleştirme özgürlüğünü yaşamaya başlar. Mesela amcasına işten istifa etmek istediğini söyler. Uyku hastalıkları kliniğine yeniden gittiğinde aynı rüyanın bir çeşitlemesini görür. Uyandığında fiziksel olarak yine oldukça değişmiştir. O ana kadar ruhsal bakımdan yapamadığı şeyleri gerçekleştirmeye devam eder. Hala göz altında tutulan Yaren ve arkadaşlarına acıdığı için polise giderek şikayetini geri alır. Dernek üyeleri serbest kalırlar. Sine’deki değişimler her defasında hayata dair meselelerine farklı bir yanıt bulmasına yol açmaktadır. Sine, özgürlük kazanmak, mutluluk ve ruhsal arınmaya varmak için o ana kadarki yazgısı ile her defasında farklı biçimlerde savaşmaya devam eder. Bazen yiğitçe, bazen tereddüt dolu, bazen ürkek davranır ama hayallerinin peşinde eylemde bulunmaya devam eder.


Künye

Yazar- Yönetmen (Writer- Director)
Derviş Zaim

Yapımcı (Producer)
Yeşil Film

Ortak Yapımcı (Co-producers)
Derviş Zaim, Marathon Film
Numan Acar, Acar Entertainment- Berlin

Uygulayıcı Yapımcı (Line Producer)
İFP – İstanbul Film Prodüksiyon
Emre Oskay
Sadık Ekinci
Adnan Şapçı

Sanat Yönetmeni (Production Designer)
Natali Yeres

Görüntü Yönetmeni (Director of Photography)
Taner Tokgöz

Müzik (Music)
Marios Takoushis

Kurgu (Editor)
Ali Sait Demir – Ayhan Ergürsel

Kamera (Cameraman)
Engin Örsel

Ses Tasarım (Sound Design)
Burak Topalakçı

Oyuncu Seçimi (Casting)
Banu Kuruoğlu – Güliz Urgunlu

Özel Efektler (Visual Effects)
Volkan Duran

Yapım Amiri (Production Manager)
Coşkun Tamer – Mehmet Ali Aslan

Sancaklar Camii Mimarı (Sancaklar Mosque Architect)
Emre Arolat EAA – Emre Arolat Architects


Derviş Zaim'in Yorumu

Sine İstanbul'da yaşayan genç bir kadın mimardır. Kültürü ve tarihi radikal kesintiler ve süreksizliklerle dolu bir coğrafyanın kızı olarak, gelenekten ve tarihten devraldığı malzeme ile beraber değişerek hayata devam etmenin peşindedir. Bir mimar olarak kültür ve tarihinin ona verdiği geleneksel yapılardan daha farklı cami biçimleri olup olamayacağını merak eder. ‘Değişerek devam edebilmek’ fikri etrafında yeni ve farklı, ama ayakları yere basan, sahih bir yapı tasarlama meselesini araştırır. Bu esnada ofisi batmaktan kurtaracak parayı kazanmaya çalışarak hayatta kalmaya çalışmaktadır. Ama bu konuda çok başarılı değildir. Hayatta kalabilmek ve olan bitene karşı etkisiz bir tanık olmanın bir adım ötesine geçmek için formül nedir? Sine’nin bu zor soruya vereceği kolay yanıtları yoktur. Bir yandan her şeyi bırakıp kaçmak ister. Öte yandan yer kayması yüzünden sosyal konutları çöken varoş sakinlerine yardım etmek için kendini ve mimarlık kariyerini riske atar. Zor durumdaki insanlara el uzatmak için büyük bir farkındalık kampanyasını bütün İstanbul'un görebileceği şekilde, dokunaklı ve görkemli biçimde gerçekleştirir. Her şeye rağmen umudu temsil eder.


Gelenekten Esin Almaya Çalışan Taze bir Anlatım

Proje; taze bir sinemasal anlatım biçimi oluşturabilmek için Anadolu coğrafyasının kültür ve tarihinden yararlanmayı öngörmüştür. Bu nedenle, geleneksel Bizans ve Osmanlı mimarisinin, sinema sanatının dilini zenginleştirebilecek kimi yapısal özelliklerini, filmin anlatı yapısını kurmak için merkeze yerleştirmeyi tasarlıyor. Geleneksel mimariden yararlanmaya çalışma çabası sürecinde Bizans ve Osmanlı yapılarındaki ritmin değişerek devam etmesi fikri, film için temel alınmaya çalışılmıştır. Tekrar ve varyasyon kelimeleri bu çerçevede iki önemli basamak oluşturmaktadır.


Tekrar Ve Varyasyon

Tekrar ve varyasyon kavramları, gelenekle beraber değişerek devam etmek meselesini somuta indirgemek için filmin çeşitli düzeylerinde kullandığımız iki kategori olmuştur. Örnek verelim. Filmin tartışmaya çalıştığı ana meselelerden birisi olan ‘değişerek devam etme’ problematiğine bağlı olarak başroldeki kadın karakteri film süresince dört farklı oyuncu canlandırmaktadır. Aynı karakterin farklı görünümleri olan bu kadınlar, film içindeki dramatik yapı uyarınca, yeri geldikçe, benzer olaylara farklı reaksiyonlar verirler. Ama psikolojik devamlılık bakımından aynı karakter olarak kalmaya devam ederler. Öyle ki, onca değişime rağmen kendilerini devam ettirmeye çalışan bu karakterlerin yaşadığı olaylar; filmi, bir paralel evrenler hikayesi şekline dönüştürmektedir. Film birbiri ardına gelen ama her defasında değişerek devam eden; değişerek farklılaşan plan, sahne, sekanslar biçiminde ilerlemektedir. Filmdeki paralel evrenler hikayesi ve o hikayeleri anlatırken kullanılan stil, Osmanlı Bizans mimarisinin ritm tarzının değişerek devam etme özelliği ile uyum içindedir.


Seyircinin Bakışı ile Oynamak

Filmin seyirci bakışının niteliği konusunda da bazı tazelikler barındırma ihtimali vardır. Şöyle ki bu film görsel yapısı itibarı ile seyircisine bakış (gaze) bakımından sabit, dominant, hükmedici bir konumda olmadığını söylemektedir. Aksine, filmin anlatı yapısı ve görselliği; seyircinin bakışının sabit, değişmez, hükmedici olduğu varsayılan konumu ile oynamaktadır. Mesela üç kadın karakter değiştikçe onların çalıştıkları ofisin pencerelerinden gözüken İstanbul manzarası da üç kez değişmektedir. Ancak ofis yine aynı ofistir. Kabaca bir benzetme yapmak gerekirse; seyirci bakışını ele alma tarzı ile bu film, Holbein’in Ambassadors tablosundaki kurukafanın seyircide yaratığı etkiyi yaratma amacı ile tasarlanmaya gayret edilmiştir.


Yeni Bir Mimari ve Filmin Çekim Süreci (Sancaklar Camisi)

Türkiye'de İslam mimari geleneği içinde farklı cami mimarisi arayışlarının varlığını gözlemlemek zaman zaman söz konusu olmuştur. Böylesi yapılardan biri Mimar Emre Arolat tarafından İstanbul'da inşa edilen Sancaklar Camisi’dir. Sancaklar Camisi gelenek ve geleneği devam ettirmek konusunda daha farklı arayışların nasıl mümkün olabileceğini düşünmeye çalışan bizler için önemli bir malzeme teşkil etmiş bulunmaktadır. Bu nedenle bizler Sancaklar Camisi'nin inşa sürecini filmin çekimlerinin içine somut biçimde dahil etmek istedik. Caminin inşa sürecinin son kısmında filmin bazı sahneleri inşaat alanında çekildi. Bu noktada Sancaklar Camisi'nin bir mağarayı andırması yüzünden onu yedi uyuyanlar menkıbesi (miti) ile ilişkilendirmeye çalıştığımızı eklememiz gerek.


Yedi Uyurlar Menkıbesi (Miti)

Yedi Uyurlar Menkıbesi, ölümden sonra diriliş motifinin bir misali olan uzun süre mağarada uyuyup yeniden uyanma hadisesi ile ilintilidir. Bu motif İslam, Yahudilik ve Hristiyanlık dahil başka inanışlarda da yer almaktadır. Kur’anda bildirildiğine göre pagan bir topluluk ortasında Allah’a inanan bir avuç genç bu inançlarını dile getirince tepki ile karşılanırlar. Gençler cezadan kurtulmak için bir mağaraya sığınırlar, yanlarındaki köpekleri ile birlikte mağarada derin bir uykuya dalarlar. Asırlar sonra uyanırlar. Uyandıkları zaman pagan dönem sona ermiş, baskı devri bitmiştir. Yedi uyuyanların köpeğinin adı Kıtmir diye bilinir. Kıtmir birçok halk inanışına göre insanı kötülükten korumaktadır.


Yedi Uyurlar ve Film

Film, yedi uyuyanlar menkıbesini bir ütopya felsefesi şeklinde yorumlama eğilimindedir. Yedi uyuyanlar ütopyalarını gerçekleştiremeyeceklerini anlayınca onu koruyabilmek için uykuya yatmışlar, ütopyaları gerçekleşinceye kadar var olan düşlerini uyuyarak korumaya çalışmışlardır. Filmin kadın mimar karakteri de insani, mesleki ve sanatsal ütopyalarını koruyabilmek için uyumak amacındadır. Ancak ne yazık ki ‘insomnia’ ( uyumama ) hastalığına yakalanmıştır. Bilinçdışı bir itki ile ütopyalarını korumak için güvenle, rahatça uyuyabileceği bir mekan tasarlar. Bu mekan neredeyse bir mağarayı andırmaktadır. Yedi uyurlar efsanesini akla getiren bu cami gerçekte Sancaklar Camii'dir.


Katkıları İçin Teşekkürler:

Zeki Sarıbekir
Branimir Mladenov
Sevil Akı
Mixer
Art On İstanbul
Selim Bilgiç
36 mm Film Network
www.derviszaim.com