TR | EN

Yönetmen Görüşü

Hikaye


S ine İstanbul'da yaşayan genç bir mimardır. Kültürü ve tarihi radikal kesintiler ve süreksizliklerle dolu bir coğrafyanın kızı olarak, gelenekten ve tarihten devraldığı malzeme ile beraber değişerek hayata devam etmenin peşindedir. Bir mimar olarak kültür ve tarihinin ona verdiği geleneksel yapılardan daha farklı cami biçimleri olup olamayacağını merak eder. ‘Değişerek devam edebilmek’ fikri etrafında yeni ve farklı ama ayakları yere basan, sahih bir yapı tasarlama meselesini araştırır. Bu esnada ofisi batmaktan kurtaracak parayı kazanmaya çalışarak hayatta kalmaya çalışmaktadır. Ama bu konuda çok başarılı değildir. Hayatta kalabilmek ve olan bitene karşı etkisiz bir tanık olmanın bir adım ötesine geçmek için formül nedir? Sine’nin bu zor soruya vereceği kolay yanıtları yoktur. Bir yandan herşeyi bırakıp kaçmak ister. Öte yandan yer kayması yüzünden sosyal konutları çöken varoş sakinlerine yardım etmek için kendini ve mimarlık kariyerini riske atar. Zor durumdaki insanlara el uzatmak için büyük bir farkındalık kampanyasını bütün İstanbulun görebileceği şekilde, dokunaklı ve görkemli biçimde gerçekleştirir. Her şeye rağmen umudu temsil eder.

Gelenekten Esin Almaya Çalışan Taze bir Anlatım


P roje; taze bir sinemasal anlatım biçimi oluşturabilmek için Anadolu coğrafyasının kültür ve tarihinden yararlanmayı öngörüyor. Bu nedenle geleneksel Bizans ve Osmanlı mimarisinin, sinema sanatının dilini zenginleştirebilecek kimi yapısal özelliklerini, filmin anlatı yapısını kurmak için merkeze yerleştirmeyi tasarlıyor. Geleneksel mimariden yararlanmaya çalışma çabası sürecinde Bizans ve Osmanlı yapılarındaki ritmin değişerek devam etmesi fikri film için temel alınmaya çalışılmıştır.

Tekrar ve Varyasyonlar

T ekrar ve varyasyon kavramları, gelenekle beraber değişerek devam etmek meselesini somuta indirgemek için filmin çeşitli düzeylerinde kullandığımız iki kategori olmuştur. Örnek verelim. Filmin tartışmaya çalıştığı ana meselelerden birisi olan ‘değişerek devam etme’ problematiğine bağlı olarak başroldeki kadın karakteri film süresince dört farklı oyuncu canlandırmaktadır. Aynı karakterin farklı görünümleri olan bu kadınlar, film içindeki dramatik yapı uyarınca, yeri geldikçe, benzer olaylara farklı reaksiyonlar verirler.

Ama aynı karakter olarak kalmaya devam ederler. Öyle ki, onca değişime rağmen kendilerini devam ettirmeye çalışan bu karakterlerin yaşadığı olaylar; filmi, bir paralel evrenler hikayesi şekline dönüştürmektedir. Film birbiri ardına gelen ama her defasında değişerek devam eden; değişerek farklılaşan plan, sahne, sekanslar biçiminde ilerlemektedir. Filmdeki paralel evrenler hikayesi ve o hikayeleri anlatırken kullanılan stil, Osmanlı, Bizans mimarisinin ritm tarzının değişerek devam etme özelliği ile uyum içindedir.

Yedi Uyurlar Menkıbesi (Miti)


Y edi Uyurlar menkıbesi, ölümden sonra diriliş motifinin bir misali olan uzun süre mağarada uyuyup yeniden uyanma hadisesi ile ilintilidir. Bu motif İslam, Yahudilik ve Hristiyanlık dahil başka inanışlarda da yer almaktadır. Kur’anda bildirildiğine göre pagan bir topluluk ortasında Allah’a inanan bir avuç genç bu inançlarını dile getirince tepki ile karşılanırlar. Gençler cezadan kurtulmak için bir mağaraya sığınırlar, yanlarındaki köpekleri ile birlikte mağarada derin bir uykuya dalarlar. Asırlar sonra uyanırlar. Uyandıkları zaman pagan dönem sona ermiş, baskı devri bitmiştir. Yedi uyuyanların köpeğinin adı Kıtmir diye bilinir. Kıtmir birçok halk inanışına göre insanı kötülükten korumaktadır.

Yedi Uyurlar ve Film


F ilm, yedi uyuyanlar menkıbesini bir ütopya felsefesi şeklinde yorumlama eğilimindedir. Yedi uyuyanlar ütopyalarını gerçekleştiremeyeceklerini anlayınca onu koruyabilmek için uykuya yatmışlar, ütopyaları gerçekleşinceye kadar varolan düşlerini uyuyarak korumaya çalışmışlardır. Filmin kadın mimar karakteri de insani, mesleki ve sanatsal ütopyalarını koruyabilmek için uyumak amacındadır. Ancak ne yazık ki ‘insomnia’ (uykusuzluk) hastalığına yakalanmıştır. Bilinçdışı bir itki ile ütopyalarını korumak için güvenle, rahatça uyuyabileceği bir mekan tasarlar. Bu mekan neredeyse bir mağarayı andırmaktadır. Yedi uyurlar efsanesini akla getiren bu cami gerçekte Sancaklar Camisidir.